Önden Giden Atlılar İlahi Sözleri

Önden Giden Atlılar İlahi Sözü

Atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde,
Atlılar .. atlılar.. kızıl atlılar,
Atları .. rüzgâr kanatlılar,
Atları .. rüzgâr kanat,
Atları ..rüzgâr,
Atları .. at.

Horasan’dan gelir gibi geldiler, çağa direnmesini bilen tam kuşatılmış bir erdiler.
Kat kat betonlaşan çağ insanının gönlünün en derinine indiler.
Belli değildi sayıları, belki üçtüler belki yediydiler,
Kırktılar kalbleri kırıktılar.

Selâmları selâm kelâmları kelâm gibiydi, göğe baksalar göğü titretirlerdi,
Kalbe teveccüh etseler kalbi aşk diye inletirlerdi.
Bir lokmayla doymuş bir hırkayla örtünmüş her biri bir derviştiler.
Dağ başında değildi tekkeleri, şehrin her karesinde yürüyüşteydiler.
Kalabalığın en ortasında Hakka varmış yağız atlılardı onlar.
Sayıları çok da önemli değildi, belki kırktılar, ama her biri arzı tutan direktiler.
Bir yanlarıyla ALP her yanlarıyla Erendiler.
Bize en saf yanıyla aşkı öğrettiler.
Aşk gelecek cümle eksikler biter, dediler,
Hak aşkıyla genişlemiş sadırlarını onun adıyla süslemesini bildiler.
Sevgilideydi sırları, nurdandılar nurlandıkça nurlandılar.
Sâdıktılar, fâruktular, mahcubdular, makbûldüler,
Yüzleri hep kalbe dönüktüler.

Çoktular ateş azabından uzaktılar, uyumazdı kalbleri bahar vakti çağı onlar ağarttılar.
Onlardan bulurdu yönünün güneş, ay yerini onlarla bilirdi.
Her an bir işte, hep direnişte idiler, eğildikçe yükseldiler ezildikçe kanatlandılar.
Zaten onlar, kalem kurumadan atlandılar, sakındılar, korundukça korundular.
Hangisine uyulsa fark etmezdi, yıldızdılar.. azdılar, çünkü yalnız nâz ve niyâzdılar.
Yalnız Yârın Yârına yârdılar, yalnız Yâra ağlardılar.
Ali’ydiyer, Mıkdâd’dılar, Selman’dılar, Ammâr’dılar,
Belli değildi adları, kayıtları Haktaydılar.

Kanatları duadan, duaları candandı.
Çağ kirlendikçe kırıldı kanatları, zaten kalbleri de kırıktılar.
Dudaklardan silindi kanat sesleri, yağız atlarına bindiler .. Âh vaktine çekildiler,
Dizlerinde kaldı elleri!

İçlerine çekildiler ama yine her an bir işte beklemedeydiler.
Onlar çekinince yüreklerine, gecenin rengi değişti, nurdan çığlıklar tuttu gökleri.
Başaklar küstü .. onlar boyunlarını eğince .. suların bereketi çekildi.
Ama onlar hep vardılar, çünkü sâdıktılar, âşıktılar.
Kisvelerini değiştiler sâde, yensiz-yakasız gömleklerinin üstüne,
Yeni yenler dikindiler, yüksünmediler, küsmediler,
Çünkü her biri bir kalb-i selîmdiler!

En yalnız zamanımızda, en aşksız anımızda .. yetiştiler. Hızır’dan öteydiler.
Yalnız ve vatansız gibiyken .. sesle koşarak geldiler … ateşler saçarak geldiler,
Toz duman savurarak geldiler. Ve âniden tam yüreğinden ortaladılar kalb ağrılarımızı!
Bize, hepimize yolundan dönenlerin yerine var edildiğimizi, ezelden hatırlattılar,
Yârına düşkün, yarına sevdalı yanımızı kanattılar yeniden.
Yârın bize dâim yâr ve yardımcı olduğunu bir bir saydılar, saydırdılar adlarını.
Fâtih’ler eğilir miydi çağa karşı, çağ onlar değil miydi zaten.
Yavuz’lar hilâfet kaftanını düşmana post mu yaptırırdı .. Unuttukça utandık.
Yenilgimize tarih düşürmüşlerdi yabancı dinli ve yabancı dilli bir avuç yolsuz.
Bozdular düzenlerini bozuk düzenlilerin.

Belde-i tayyibeden arz-ı mukaddese kadar tarihi biz yazardık ancak,
Kâinat kitabının şârihi de bizdik. Biz .. Allah için kılıçlı ve kalemli millettik çünkü.
Şimdi … Uyur idik uyardılar bizi sevdamız ile .. Yeniden sınandık Aşk ile ve Hu ile.
Yeni bir diriliş için ..kalblerin inşirâhı için ..eskimez bir kalb medeniyeti şuuru ile, kalemlendik.
Önden giden atlıları anarak, besmele ruhuyla kalelendik.
Ve Onları anarak başlamayı bir vefa bildik.
Şimdi başlıyoruz.. yâ Kayyum! yâ Hayy!
Nal sesleri sönüyor perde perde.

Atlılar kayboluyor güneşin battığı yerde,
Atlılar .. atlılar.. kızıl atlılar,
Atları .. rüzgâr kanatlılar,
Atları .. rüzgâr kanat,
Atları ..rüzgâr,
Atları .. at.