Duygusal Bir Kıssa İlahi Sözleri

Duygusal Bir Kıssa İlahi Sözü

İmparator onun değerli bir insan olduğunu çok iyi biliyordu,
Önce onunla konuşacak getirin dedi.
İmparator onun değerli bir insan olduğunu çok iyi biliyordu,
Önce onunla konuşacak getirin dedi.

Bizans topraklarında Müslümanlar esir düşmüştü,
Mücadele devam ediyordu esirler arasında Abdullah bin Huzafe radıyallahu anh vardı,
Getirin dediler şu Müslüman denilen şahısları,
Hepsi zindanlardan çıkartılıp Bizans imparatorunun huzuruna getirildiler,
Onlara baktıkça şaşırıyordu bunlar mı dedi bizim ordularımızı yok eden şu cılız adamlar mı dedi inanamamıştı iman öyle bir, kalplerinde nüfusu etmişti ki bir bir şehid edilecekti onlar evet açtılar,
Susuzdular esir düşmüşlerdi İstanbul uğuruna ve içlerindeki Abdullah Bin Huzafe öncülük edecektir,
İmparator onun değerli bir insan olduğunu çok iyi biliyordu,
Önce onunla konuşacak getirin dedi.

Kimsin?
Ben Abdullah Bin Huzafe’yim dedi,
Ama onun karşısında boynu bükük değildi mahzun değildi aksine mutlu bir adamdı,
Zalimin karşısında başı dimdikti Hz Abdullah’ın çünkü dava adamıydı o,
Evet dava adamıydı dertli bir adam vardı onun karşısında imparator onun o derdinin o davasının karşısında küçüldükçe küçülüvermişti.

Hz Abdullah bir esir gibi konuşmuyordu onunla,
Ne istiyorsun dedi.
Ey Abdullah senin hakkında biraz bilgi topladım dedi, sen değerli bir adamsın istersen şu İslam dinini bırakıver sana kızımla evlenme şerefini de vereyim sana saray vereyim sen gel orduların başına geç,
Sana rahat bir hayat bahsediyorum bunun karşılığında İslam dinini bırak. Şu insanlara yanındaki insanlara da anlatıver. Eminim ki dinleyecekler seni,
Hz Abdullah Bin Huzafe gülüverdi ona. Ne kadar da basit bir bir adamsın dedi,
Şimdi sen bana kızını vereceksin sen bana mal mülk vereceksin ve bunun karşılığında İslam dinini bırakmamı mı öneriyorsun bana ne kadar da zayıf bir adamsın ne kadar da küçük bir adamsın sen,
Bizans İmparatoru Abdullah’tan bu sözleri beklemiyordu nihayetinde esirdi değil mi?
Ama başı dimdikti onun.

Ey İmparator ey saltanat sahibi şunu iyi bil ki sen dünyaları bizim ayağımıza sersen biz bu dinden asla dönmeyeceğiz bunu bil. Onun cesaretinin karşısında İmparator küçülmüştü. Hz.Abdullah ona öyle bakıyordu ne kadar zavallıydı Belki o Hz Abdullah’ı zavallı olarak görüyordu ama asıl zavallı kendisiydi şimdi huzurdan ayrılmıştı Hz Abdullah.
İmparator düşünüyordu onları nasıl ikna edebilirdi.

Güzellikle onlara dünyanın güzelliklerini sunmuştu ama kabul etmemişlerdi.
Büyük bir dayanışma vardı esirler arasında. Diğer taraftan Müslümanlar o esir düşen kardeşleri için dua ediyorlardı telaşlanıyorlardı gözyaşı döküyorlardı unutmamışlardı onları onlar zulmeden zalim bir topluluğun içerisindeydiler. Onları bırakmamışlar mücadeleye devam ediyorlardı.

Ama İmparator onları korkutalım dedi güzellikle olmadı ama onları korkutalım,
Ama Dehşet bir ölüm olsun basit bir korku olmasın İmparator emir vermişti kazanlar hazırlanmıştı,
O kazanların içerisinde bir rivayete göre yağlar konuluş bir rivayete göre sular konulmuştu.

Büyük ateşler o büyük kazanları kaynatıveriyordu. Sonra çağırın dediler. Esirler İmparatorun huzurunda bütün insanlar bütün insanlar izleyiveriyorlardı,
Hz Abdullah Bin Huzafe o öncülük yapıyordu şimdi,
Hz.Abdullah’a İmparator dedi ki;

Ey Abdullah eğer dininizden vazgeçmezseniz sizi birer birer şu kazanın içine atacağım,
Herkes birbirine bakıverdi acaba önce kim gidecekti kazanın içerisine,
Hz Abdullah yine metanetli bir şekilde,
İmparator korkacaklarını zannetti onların,
Asla hepsi birbirine bakıp gülüverdiler,
Dava adamı işte böyle olur öyle değil mi gülüverdiler imparatora.

Ey zavallı sen bizi korkutacağını mı zannediyorsun başlarını gökyüzüne kaldırdılar adeta Ya Rabbi sana hamdolsun şimdi şehadet mi gelecek bizlere ya Rabbi sana hamd olsun Senin uğrunda ölmek bize bir madalyadır bir şereftir dercesine hepsi birbirlerine sarılıverdiler.

Elhamdülillah Elhamdülillah Elhamdülillah,
Şu kazanları görüyor musunuz bizim için hazırlanmış Rabbime hamdolsun,
Hz Abdullah’ın gözü korkutulmaya çalışılacaktı,
Önce bir Müslüman ey Abdullah şimdi izle denildi,
Ona da sordular eğer dinini bırakırsan seni serbest bırakacağız,
O Müslüman imparatora gülümsedi ey zavallı dedi La İlahe İllallah Muhammeden Resulullah,
Atın dedi ve büyük kazana götürüldü giderken mesajlar veriyordu,
Duracaksanız ey ahir zamanın ümmeti bizleri yâd edecekseniz bizim dava adamlığımızı unutmayınız,
Biz korkak değiliz biz Allah’a iman etmişiz biz Muhammed ümmetiyiz.

Ölüm sizi korkutmasın ve kazana atılırken şehadet şerbetini içecek olan o Müslüman arkadaşlarına selam verdi Eşhedu en la ilahe illallah ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve resuluhu dedi ve kazanın içerisine atıldı.

Ve hep birlikte Tekbir getirdiler Allahuekber Allahuekber denildi,
Hz Abdullah Bin Huzafe İmparatorun huzurunda başı dimdikti,
Ey Abdullah sana soruyorum dedi gördün mü arkadaşına ne oldu,
İslam dinini bırakacak mısın sana teklifim hala geçerlidir dedi,
Hz Abdullah hayır Rabbim Allah’tır Onu bırakamam Onu nasıl bırakayım ilahı nasıl bırakayım,
Yarın ahirette onun huzuruna gideceğim ben Onsuz yapamam ki ben onsuz nefes alamıyorum nasıl bırakayım ki.

Hz Abdullah artık duruşunu sergilemişti,
İmparator anladı ki çare yok eğer ki Abdullah öldürülürse diğerleri korkabilirdi,
Hz Abdullah’ı kazana atın denilecekti,
Hz Abdullah elleri kolları bağlı bir şekilde kazana götürülüyordu,
Birdenbire enteresan bir şey oldu çok enteresan bir şey,
Hz. Abdullah ağlamaya başladı. Gözyaşları içerisinde hıçkıra hıçkıra,
Onu götüren muhafız imparatora dönüp bakıverdi,
İşaret etti ağlıyordu İmparator durun dedi kalbine bir ümit düştü.

Acaba Abdullah korkudan mı ağladı evet korkmuş olabilirdi çünkü büyük bir kazandı. İçinde yağ kaynıyordu. Az önce, arkadaşlarından birini atmışlardı.
İmparator getirin dedi getirince Hz Abdullah’a şöyle bir baktı Abdullah hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.

Ey Abdullah dedi korktun mu teklifim hala geçerlidir korkudan mı alıyorsun dedi,
Birdenbire Hz Abdullah’ın hıçkırık sesleri kesildi imparatora döndü,
Hayır dedi korkudan ağlamıyorum.

İmparator merak etti Peki niye ağlıyorsun ey Abdullah,
Korkudan değilse bu ağlayışını sebebi nedir,
Beni kazana götürürken Allah azze ve celle’ye münacat ettim,
Onunla konuştum dertleştim yani dedim ki.

Ya Rabbi kulun Abdullah’ı şimdi birazdan kazana atacaklar Senin uğrunda şehid edecekler,
Ya Rabbi bana niçin bir tane can verdin ki. Keşke bana yüzlerce binlerce can verseydin ve şu Zalim İmparator her birini dakika dakika bu kazana atsaydı,
Ama ya Rabbi benim sana feda edebileceğim bir tane canım var bana bir can verdiğin için sana hamdolsun ama isterdim ki binlerce canım olsun ve sana feda edeyim,
Bu imanın karşısında İmparator boynunu bükmüştü böyle büyük bir şahsiyetle konuştuğu onu tanıdığı için belki de kendini şanslı hissediyordu.

O zaman dedi Ey Abdullah dur bir saniye sen hakikaten böyle mi düşündün,
Ne kadar büyük bir adamdı ne kadar büyük bir dava adamıydı Hz Abdullah Bin Huzafe,
Seni öldüremez diye dava adamının karşısında bu İmparator küçülmüş ona kıyamıyordu artık kendi kendine söyleniverdi belki de benim askerlerim benim askerlerimin içerisinde bu düşünceye sahip olanlar olsaydı ben dünyayı istila ederdim dünyaya hâkim olurdum.

İşte bu yüzden dedi kendi kendine Müslümanlar bu yüzden galip geliyordu,
Ey Abdullah dedi seni serbest bırakacağım ama bir şartla benim başımı öpersen seni serbest bırakırım,
Ne kadar garip değil mi?

Başını öpme karşılığında serbest bırakılma. Ama gelin görün ki baş öpmenin manası şuydu;

Medetti;

Af dilemekti. Yani o dönemlerde baş öpmek ayıp bir işti. Ama Hz Abdullah durup şöyle dedi,
Ey İmparator dedi bunu yaparım ama bir şartım var. Sadece ben değil şu kardeşlerimi de eğer benimle birlikte serbest bırakırsan başını öperim dedi.

İmparator Hz Abdullah’a baktı tamam dedi.
Bütün insanların huzurunda ve oradaki esir düşülen Müslümanların yanında İmparator başını eğdi,
Hz Abdullah onun başını öptü. Dürüst bir adamdı Dava adamıydı Hz Abdullah ve imparator sözünde duruvermişti salıverin onları dedi onu öldüremezdi çünkü.

O imanın karşısında İmparator bile küçülmüştü Hz Abdullah arkadaşlarını alıp oradan selametle ayrılıverdiler,
Yer Medine’ydi, Hz Ömer onları bekliyordu evet şehadet şerbeti içebilirlerdi ama bir başka baharaydı artık Hz Abdullah Medine’ye gelmişti.

Medine’de Hz Abdullah’ın baş öpmesi Müslümanlar arasında yayılıvermişti,
Herkes ondan bahsediyordu Hz Abdullah Medine’de tüm müslümanlar duydunuz mu dedi Abdullah Bin Huzafe İmparatorun başını öpmüştür.

Bunu Hz Ömer işitince üzülüverdi tabii ki,
Bütün Müslümanları çağırıverdi mescitte toplanmaları lazımdı,
Bütün Müslümanlar toplandığı zaman Halife Ömer Hz Abdullah Bin Huzafe’yi çağırdı.

Ey Abdullah dedi gel,
Ey müslümanlar bu Abdullah Bin Huzafe’dir dedi duydum ki,
Onun hakkında imparatorun başını öptüğünden bahsediyorsunuz yadırgamışsınız bu durumu,
Ama Abdullah öyle büyük bir iş yapmıştır ki buradaki hiçbiriniz onun yaptığı işi beceremezsiniz.

Abdullah çıkar sarığını dedi Hz Ömer,
Bütün Müslümanların huzurunda şahit olun dedi ben halife Ömer ben Abdullah Bin Huzafe’nin başını öpüyorum. Hz Abdullah’ın başından öptü.

Bunun değerini Hz Ömer insanlara anlatıvermişti,
Olabilecek bütün fitneyi kaldırıvermişti.